logo

İstoç 21 Ada No: 57 - 59
Mahmutbey / İSTANBUL

0212 659 91 48 pbx

bilgi@tukid.org

Hayalleri Yaşamak İçin Hiçbir Zaman Geç Değil

Hayalleri Yaşamak İçin Hiçbir Zaman Geç Değil

TÜKİD
Hayalleri Yaşamak İçin Hiçbir Zaman Geç Değil

HAYALLERİ YAŞAMAK İÇİN HİÇBİR ZAMAN GEÇ DEĞİL

"İş hayatına denizaltı astsubayı olarak başlayan, ancak yeteneğini kırtasiye sektöründe ortaya çıkaran Ercüment Vitrinel, daima
hayallerinin peşinden gitmiş. Profesyonel hayatını sosyal hayatı ile besleyerek yoluna devam eden Vitrinel, tohumlarını ektiği hobilerini ve
hayallerini emeklilik hayatında yaşamaya başlamış. Kısa sohbetimizde, gerçekleştirdiği hayallerini aktaran Vitrinel’in en önemli tavsiyesi;
herkesin mutlaka hobi edinmesi. Kendi hobisinin çocukluğundan bu yana resim olduğunu ifade eden Vitrinel, hem resim çalışmalarını hem de diğer
sanat dallarında yaptığı çalışmaları keyifle anlattı."

Sizi biraz tanıyabilir miyiz Ercüment Bey? Kırtasiye
sektöründeki serüveninizden bahseder misiniz?

Ben eski bir denizaltı astsubayım. On yıl gururla yaptığım askerlik mesleğimde çeşitli denizaltı gemilerinde
Telsiz ve Kripto Uzmanı olarak görev yaptım. Mecburi hizmetimi doldurduktan sonra istifa edip ordudan ayrıldım. Askerliği iyi
bilirim, çok iyi denizaltı kullanırım ama sivil hayatta hiçbir tecrübem yoktu.
1977 senesinde Adel Kalemcilik’in gazetedeki “satış elemanı aranıyor” ilanını görünce başvurdum ve ilk
görüşmede kabul edilerek göreve başladım. O zaman Adel Kalemcilik’in satış ofisi Sirkeci’de Büyük Postahane Caddesindeydi. Karaköy
ve Cağaloğlu satış sorumlusu olarak başladım. Sonra Tahtakale’de ilave oldu. Kırtasiye toptancıların tamamı
bu bölgede… O zamanlar tek tabancayız, ithalat yok. Tabiri caiz ise
burnumuzdan kıl aldırmıyoruz! Adel Kalemcilik benim bu sektördeki ilk okulum olarak görürüm. 80’li
yılların başlarında bir ekip olarak ayrılıp Meteksan’a geçtik. Kâğıttan mamul kırtasiye çeşitleriyle burada tanıştım. O zamanlar bu çeşitler
ufak tefek tezgâhlarda, atölyelerde kaliteden, standartlardan uzak üretilirdi. Meteksan bu çeşitlerde çağ
atlattı demek abartı olmaz. Dünya standartlarında ve kalitede; defter, bloknot, resim defterleriyle piyasaya girdik ve çok da talep gördük. Bu
çeşidi çok sevdim. Tasarımından üretimine, satışına kadar kendimi eğittim ve bu nedenle piyasada isim yaptığımı düşünüyorum.
Bu dönemde İpek Davetiyeleri’nin sahibi Merter Keresteciler Sitesi’nde büyük bir matbaa kurmuştu. Her nekadar davetiyede lider marka olsa da
bu çapta bir matbaanın kapasitesini doldurmak mümkün değildi. Bir arayış içine girdiler ve teknolojilerine
uygun kâğıt konfeksiyon ürünlerine karar verdiler. Profesyonel olarak da bu çeşitte piyasada bilinen tek isim benimdim.

Kırtasiyeyle ilgili aklınızdan hiç çıkaramadığınız, tebessümle hatırladığınız anılarınız
var mı, bizimle paylaşır mısınız?

Bana yapılan teklif… “İşte kâğıt deposu, işte fabrika. Tek yetkilisin. İstediğini üret, istediğin
gibi sat!” Sadece davetiye olarak bilinen İpek markasını birkaç sene içinde konusunda tek ve lider durumuna
getirmeyi başardım. Sanatsal yeteneğimi, piyasa tecrübemi de ekleyerek rengarenk ambalaj kâğıtları, defter çeşitleri, bloklar, klasör ve fon
kartonu, resim blokları vs. üretimi ve satışı yaptım. Türkiye’de ilk kez ambalaj kâğıdı ve ürün kataloğu yapan kişiyim (övünmek gibi olmasın).
Kısa bir zaman sonra 300 çalışanı olan firmanın başına genel müdür olarak atandım. Uzun yıllar başarıyla görev yaptım. Daha sonra firmanın
şartlarının değişmesi sonucu ayrılmak zorunda kaldım. Aynı yıl sektörde “LeColor” markasıyla faaliyet gösteren Levent
Ofset’te genel müdür olarak çalışma hayatıma devam ettim. 1999 senesinde Uhu, Stabilo gibi markalarla piyasada olan Umur Matbaacılık’ğın,
ürünlerine ilaveten kâğıt konfeksiyon ürünlerine de girmeleri ile benle çalışmak istediklerinin teklifini aldım.
Bana çok cazip geldi. Firmanın güçlü bir ekonomik imkanı ve sıfırdan başlayarak yeni bir marka oluşturmak tam da bana göre bir işti…

Levent Ofset’ten ayrılarak Umur’a geçtim. Kâğıt - kırtasiye bölümünü kurarak çalışmalarıma devam ettim.
Yurt dışı fuarlara da katılarak Umur markasını tanıtarak ihracat yaptık. 10 sene denizaltıcılık gibi hayati tehlikesi
olan zor bir görev ve 30 sene de kırtasiye sektöründeki çalışmamdan sonra artık zamanın geldiğini düşünerek kendimi emekli ettim.

Uzun yıllar kırtasiye sektöründe görev aldınız ve biliyoruz ki bu kadim sektördeki arkadaşlıklar,
dostluklar çok değerli... Sektörden ayrılma kararı alırken neler hissettiniz? Ve bu kararı alma sebebiniz neydi,
biraz anlatır mısınız?

biraz anlatır mısınız? Herkesin mutlaka hobileri olmalı. Ben çocukluğumdan beri hep sanatla
ilgilendim. Gençlik dönemlerinde bir rock gitaristi olarak müzik yaptım. Konserlere çıktım. Çalışma
hayatından sonra hayalim olan, çok sevdiğim resim çalışmalarına başladım. Başta İstanbul olmak üzere,
yurt dışı dahil, birçok karma resim sergilerine katıldım ve beğeni aldıkça daha çok üretmeye başladım.

Sanatla ilgim bu kadar mı? Hayır. İki adet kitap yazdım. Biri “Denizaltıcılık Günlerim” adlı, Kıbrıs Barış
Harekâtı’ndaki anılarımı anlattığım kitabım. Diğeri 70’li yıllarda görevli olarak bulunduğum Amerika’da ki
yaşadıklarımı anlattığım anı kitapları. Sanatla ilgim bu kadar mı? Hayır. Sinema sektöründe önemli filmlerde
rol aldım. İlk filmim Altın Portakal Film Festivali’nde ödüle layık görülen “Geriye Kalan” adlı film. Diğeri
ise başrolde Erdal Beşikçioğlu’ nun (Behsat Ç) oynadığı filmdi.
Sanatla ilgim bu kadar mı? Tabii ki hayır.
360 Televizyonunda Sunay Akın’ın sunduğu “Hayat Deyince” programına konuk olarak katıldım. Beyaz
perdeden sonra, beyaz camda da yer aldım. Birçok İstanbullunun hayalini kurduğu Ege’de bir kasabaya yerleşmek
fikri sadece hayal olarak kalır. Ben radikal kararlar alan biri olarak bunu gerçekleştirdim.
Üç yer belirledim; Urla, Foça, Ayvalık. Buraları ziyaret ettim, araştırdım ve Foça’da karar kıldım.
Her zaman söylerim; “Foça Türkiye’de değil de, Avrupa’da bir yerde olsa dünyanın tanıdığı, hayranlık duyduğu bir marka yer olurdu.”
Birkaç ay içinde toparlanıp Foça’ya taşındım. Sessiz, sakin ve yaşamın yavaş aktığı bir balıkçı kasabası.
Trafik yok, park problemi yok… Her yerinde bol miktarda kedi, köpek ve aralarında domuzların da olduğu ve
son derece normal karşılandığı bir yer.

Peki şimdi ne yapıyorsunuz? Yakın zamanda ya da gelecek
planlarınızda neler var?

Foça resim çalışmaları için ideal bir yer. Çeşitli resim guruplarında çalışmalara katıldım. Bilen bilir Foça’da
Beş Kapılar adında bir kale var. Bu yerde yaz aylarında birkaç sanatçının katıldığı sergilere katıldım. Çok
renkli, hareketli gecelerde sanat severlerle buluştum, satışlar yaptım. Resimlerim beğenilip satın alındıkça
daha bir heveslenip çalışmalarıma hız verdim. Zamanla kendi tarzımı oluşturdum. Hayata, yaşama bakışıma
uygun, çok canlı, renkli resimler yaptım. Beyaz tuvalin önüne geçip resme başladığımda ne siyaset, ne ekonomi,
ne korona… Hepsini unutuyorum. Böyle bir hobim ve yeteneğim olduğu için kendimi şanslı görüyorum.


Bir Ayvalık gezimde gördüm ki; tam bir sanat yeri, birçok resim atölyeleri, sergi imkanları, sanatçılar… Eğer
sanatımla profesyonelliğimi bir kademe daha arttırmak istiyorsam, burada olmalıyım diye düşündüm. Ve
yine radikal bir karar vererek geçen sene Ayvalık’a taşındım. Çalışmalarıma burada devam ediyorum. Gerçi
şu Covid – 19 salgınından dolayı planlarımı uygulayamasam da artık önümüzdeki senelere diyorum.
Üretimlerimi merak eden sanatseverler, Instagram hesabım @ercusanat sayfamdan beni takip edebilirler.

Profesyonel çalışma hayatına kırtasiye sektöründe devam
edenlere neler söylemek istersiniz?

Son olarak sektöre dönersem, ben kırtasiye çeşidini çok sevdim. Zaten kişi; sattığı, ürettiği çeşidi severse
başarı kendiliğinden geliyor. Tüm meslektaşlarıma başarılar dilerim.


: